Adam, a- politik olmayı yaşam tarzı haline getirmiş, topluma mesaj vermelerle dalga geçiyor, bizde işin sulandırılmasına, aptal yerine konulan- aptal adamların verdiği mesajlara karşıyız ama burada bu geri zekâlı örnekleri alarak bize tamamen a-politik yaşamayı cazip hale getirmeyin kardeşim bu millet hala dürtüleri ile ve dürtülerek idare olunuyor sen şimdi bana( bırakalım, diğer aptalların mesajlarını ),aklı başında bir şeyler anlatmaya çalışanlara da "mesaj kokuyor bunlar, bırak toplumsal mesaj vermeyi mi diyorsun, doğru bırakalım millet çayırda istediği gibi otlasın, sizde cukkaları cebe indirin, ha ha haa diye her cümlenin sonuna gevrek kahkahanızı, ekleyin. tamam kardeş sıkıldım senin hakkında yazamaya fakat yaygın tarz haline gelmeye başladınız, bu gençlere biraz politik mesajlar verin, biraz suya sabuna dokunun ki daha bir "tarz" olun. ! Yoksa daha fırlaması çıkar sizleri(cem yılmaz, beyaz, yılmaz Erdoğan, Okan Bayülken .) siler atar, olmuyor böyle salak- sepet yüzeysel konumlar, geriye sizden bir şey kalmaz (benim de dert ettiğim şeye bak !), ya da koy ver gitsin, sizden bir şey istemek ölüden bir şey istemek kadar aptallık, yazıyı okuyanlardan kendi adıma özür diliyorum, bu hıyarları adam yerine koyup haklarında yazı yazıp sizlerin de kafanızı meşgul ettim, aslında başka şeyler yazacaktım, kafam yine o hıyarlara takıldı, nerden aklıma geldi "mesaj verme kardeşim" lafı, her neyse diğer yazacağım konu.
"sıkılmak". Hani var ya" bir adam vardı canı sıkılan " diye uyuz uyuz cıngılı olan reklâm, işte o reklâm; aslında çağımızın hastalığı olan "sıkılma" olgusunu iyi yakalamış, nedir bu sıkılmak? Aslında sıkılmak olayı batı toplumlarında çok yaygın bir durum ve hatta hastalık seviyesine bile çıktığı söylenir ve bizde bir laf vardır "rahat g.tünemi battı" derler misal bu misal yani, adamlara, rahat ve monotonlaşmış hayat batıyor, sıkıntı veriyor, bunlar sıkıntıdan macera arıyor, hayatları bir şekilde "güvenli" ve rahat ve rutin, hep aynı şeyler devam ediyor, teknolojide artık kesmiyor, sanal olaylar da nereye kadar, içgüdülerde savaşma -öldürme -korku yaşama var, içgüdüler onu çağırıyor, ya da artık bu içten gelen ses duyulmaya başlanılıyor, ne yapalım o zaman? Doğuya gidelim diyor içgüdüler, sen nasıl rahatı bulmak için batıya gidelim diyorsan o adam da rahat battığı için doğu ya gidelim diyor, yalnızca bir adam olsa iyi "emperyal "güçler de doğuya diyor, hem devletler hem de insanları "adrenalin" nerde? Heyecan nerede? Doğuda, güneyde, kuzeyde yani batı da değil, ee o zaman biz ne yapalım? Bizde halimize şükür edelim bedavadan" maceranın "içindeymişiz diye, bizim canı sıkılanlarımızda batıya gitsin ya da "sanal" takılsın" diyelim. Tabii bu yazı da biraz mesaj kaygılı oldu olasına da, mesaj bunu neresinde?