Biz burada, İstanbul sokaklarının zorluğundan -perişanlığından, şundan, bundan bahsediyoruz, Filistin sokakları nasıldır? Diye düşünmeye ne kadar da geç kaldık ve biz ne kadar da duyarsızmışız. Kendi sıradan, bir silkinmeyle çoğunu çözeceğimiz dertlere kafamızı gömmüşüz Dünya da neler oluyor? Irak ta? Filistin de? Lübnan da? Afganistan da? Ve aklımıza gelmeyen onlarca sefalet ve savaşın olduğu yerlerde neler oluyor? Diye yazmak -düşünmek bize düşmez mişcesine, öyle dalmışız gidiyoruz... Nereye kadar daha dalmışlığımız sürecek? Bizim dalmışlığımız, tilkilerin, çakalların akbabaların dalmış olduğu anlamına da gelmiyor, onlar hiç de dalmış değil ve onlar o çakallar o tilkiler o akbabalar nerde avanta var, nerde leş var, çok iyi biliyor, onlar için şimdi biz yolunacak kaz durumundayız, zaman gelirse ve biz bu dalgınlığımızı, bu uyuşukluğumuzu sürdürürsek atalarımızın- dedelerimizin-babalarımızın bize bıraktığı mirası da bitirirsek o zaman biz o şanlı tarihimizle bile avunamayacak -hatırlayamayacak-unutacak olan bizler çakalların pençesinde yolunacak kaz olmaktan çıkacak ve akbabaların üzerinde dolaştığı" leşler " haline de gelebiliriz bu o kadar da olmayacak iş de değildir, o Filistin o ırak ta da öyle dalmış, ham hayaller peşinde koşanlar-rüyalara dalanlar, şimdi topraklarına giren akbabaları, çakalları sökme mücadelesi veriyorlar ve onlara uzakta çok uzaktaymışçasına bakmayalım, aslında oralar çok yakında, geçmişimizde o yerlerde "memleket”ti, o da önemli değil, geçmişte söküp attığın çakallar yok olmadı, onlar yine var ve yine onlar pusuda. Sokaklar işte sokaklar yine sokaklar ne kadarda önemliler, çakallar o topraklara giriyor, merkezleri, önemli noktaları falan etkisiz hale getiriyorlar ama dertleri ne? Dertleri nerede? Sokaklarda... Sokaklarda ve sokakları teslim alamadın mı o topraklarda sana rahat yok, işte bu böyle biline...