-- Çirkinlik bizim zırhımızdır ...

2008-12-16 15:09:00
<!-- @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } --> -- Çirkinlik bizim zırhımızdır ... -- Yaptığımız salaklığın %90 bize ait ama %10 da çok beter be kardeş.. -- Halkçı baba.... -- Burada anlatılanlar neredeyse gerçek... -- Kuzeye gidelim be kardeş..

 

--- Ne o ? yukarıda bi dolu başlık atmışsın ?

--- Kafamda çakan mevzuları unutmayayım diye yazmıştım, bak bakalım ne diyorsun ?

--- Benim kafama, kafadan hepsi çivi gibi girdi ama sen ne diyorsun esas sen anlat

---”Çirkinlik bizim zırhımızdır” mevzusu; aslında en son yazacağım mevzuydu ama artık zaman bu zamandır yazmalı söylemeli

--- Nasıl yani ?

--- Nasıl olacak kardeş;  biliyorsun biz zamanında bayağı baş öğretmen gibi her şeye ideal bakan,  önümüze gelen her kese günlerce bir cümleyi anlatan,  umutları yakın ve yoğun olan ve şimdi bakınca salağın önde gideni bir vatandaştık,  şimdi ne yani diyeceksin ve bende fazla uzatmadan damıtılmış olarak diyorum ki;  artık kimse bizden eski uzun muhabbetleri, ”bir çiçek, bin çiçek “  olaylarını beklemesin,  bizim genlerimizde artık küskünlük ve yalnızlık var bunda da  %90 bizim payımız var ama  %10 da bizi buz adam yaptı ,

----Nasıl yani?  Çirkinlik bizim nasıl zırhımız olur ?

----Olur, olur;  buradaki çirkinlik;  aynen Amerikan filmlerinde adam mapusa düşer de bütün vücuduna tamamen dövme yapar, her yanını çirkinleştirir de sapıklar sulanmasın,  saldırmasın ayaklarına yatar ya,  işte biz de bu anlamda kendimizi çamura buluyoruz, çirkine ,deliye yatıyoruz, artık bizden güzel çiçekler beklemeyin diyoruz, cazip değil anti-cazip ve çamur oluyoruz,  hani kız istemeye gelirler ve kızında sevdiği başka bir delikanlı vardır, işte o kız, yaptığı o güzel kahveye tükürür ya, aynı olay budur.

----Aklıma bir hikaye geldi;  zamanında AlemDağ CezaEvin'de yatan bir arkadaş vardı o arkadaş beş yıldızlı bir otelin Aşçıbaşılığını yaparmış ve bir gün yanındaki aşçılardan birini yaptıkları çorbaya işerken yakalamış, " Ulan ne yapıyorsun güzelim çorbanın içine ettin ", dediğinde yakalanan aşçı “abi biz en güzel şeyleri bu zenginlere istemeden de olsa yapıyoruz acayip sinir oluyorum, yanlış ama içimden geldi yaptım “ demiş

----Benim anlattığım da aslın da tam da bu ve en güzel yıllar ,en güzel ürünler verildi ,ve şimdi de o en güzel şeyler mundar edildi ve şimdi gel de güzel ol ,gel de güzel şeyler üret , o güzel şeylerin bedeli olarak bir ton ağır bedel öde, bir ton damga ye , ve salakların dünyasında salak damgası ye ,işte bu yüzden tam da bu yüzden en güzel şeyleri en berbat çamurlara bulayarak koruyacağız , ve bıçak gerçekten kemiğe dayanırsa , bataklıktan çıkar gibi çıkacağız Ya da o bataklıkta biz de çürüyeceğiz ,gelecek de en azından fosilimiz kalacak

----Çok ağır olmadı mı Deli Özkan ?

--- Yok be ne ağır olacak, ağır sa da bana ağır ,çamursa da bana çamur. O değil de, sana yakında yukarda yazdığım” Halkçı Babayı” da anlatacağım

--- Evet , O da kim be Deli ?

--- "Halkçı Baba" aslında hepimizin geçmişi;  O" Halkçı Baba" ;bir Halk sevdalısı iken, bizim yalandan deliliğimizin gerçeğini yaşayan gerçek bir halk anti-Kahramanı , O  33  yıldır Karadeniz'in ormanlarından  her gün Köylüye, Halkına sevabına ağaç, odun taşıyor,  artık  O adama çocukları bile salak, hatta Deli gözüyle bakıyor,  O adam da zamanında Halk aşkını o kadar abartmış ve  o kadar;  ölümü göze aldığı insanlar tarafından kullanılmış ki, şimdi ona dalga geçer gibi ”Halkçı Baba ” diyorlar,  ve yalnız kadınlarla, çocuklar onu çok seviyor,acıyor,

----Harbiden var mı böyle biri ?

----Burada anlatılanlar;  neredeyse gerçek be kardeş , diyorum ve  ekliyorum; ne Doğuya, ne Batıya, ne de Güneye ,biz Kuzeye gidelim kuzeye ,

--- Kuzeyi falan bilmem ama sen bu yazıyı Bloglarsan, daha buralara uzun süre uğrama, Kurban eti seni bozmuş...

0
0
0
Yorum Yaz