Sabah karga bokunu yemeden yola çıktım, evden adımımı attım, al sana kar, işte o an benim bittiğim andır ve hiç bir zaman sevmedim (çocukluğum dışında) bu lanet hava olayını, aslında soğuğa karşı dayanıklıyım ama Kâğıthane gibi yerlerde bir ara çok takıldım ve kadınlar İstanbul da yaşadığının farkında bile olmayan kadınlar, tahta parçaları arar sobalarını doldurmak için o karlı ve soğuk havalarda onlar ve sokaklarda olanlar, işte onlar ve onlardan bir tık daha iyi durumda olan ben soğukları ve karı hiç sevmem, göçmen kuşlar gibi çekip gidemediğime göre bu sevmeme nefrete bile dönüşür, dışarıya bakıyorum nefretle bakıyorum ve bu sabah sanki o da benden nefret ediyormuşçasına çatır çatır patlarcasına gök gürledi karla beraber, ah be kardeşim sende mi bize bu kadar düşmansın sanki yukardan şehri bombalar gibi tepemizde patlıyorsun diye bağırdım sabahın erkenin de ve her yanım donmuş mekâna geldim, elimin buzu çözülünce yazarım dedim bu doğal ama dostum olmayan soğuk ve karı. Gerçi sevinenler, romantizm yapanlarda vardır muhakkak, onların da keyiflerini bozduk... Pardon...